YOKLUĞUNLA SEVİŞMEK
Uzak mevsimlerden gelip
Şehrimin ısmarlama tanışmalar diyarında çıktın karşıma
Sözcükler imparatorluğunun
Anlam saraylarında bulmuşken
Birbirimize giden yolu
Kayboluveriyorsun aniden
suskunluğunla..
Ve ben
Merhaba kuşunun kanadına konup
İmgeler diyarına doğru yola çıkıyorum
İmgeler diyarı
kapılarını açtığında
yitirmek üzere seni
devam ediyorum..
K HARFİNDE SONSUZLUK
Tanrı aşkın masumiyetidir.
Ne satır aralarındaki anlama
Saklanacak kadar korkak
Ne bulmacalara dönüşecek kadar zeki
Ne strateji kurduracak kadar karmaşık değildir aşk
Kendiliğindenliğidir
Aşkın masumiyeti
Anlamsız olmayan
Tesadüflerdeki mucizeyi hissetmektir.
Rüzgarda sevgilinin tenini koklamak
Dolunayda onun yüzünü
Görebilmektir..
ÇİÇEĞİN ŞARKISI
Kimi koklamak için yaklaşır çiçeğe
Kimi koparıp
Vazosunda soluşunu seyretmek için
Sahip olmak ister
Kimi elini uzattığında
Dikenler parmaklarını kanatır
Kimiyse dostça su verir toprağına
Aşksa arı olup
Çiçeğin varoluşundaki özü
Bala dönüştürürken
Kendi varoluşunu gerçekleştirebilmektir..
Kasım 2009, İZMİR
24 Nisan 2010 Cumartesi
ŞİİR...
KATHMANDU SOKAKLARINDA..
Kaybolan ruhlar diyarında
Güneş ışığını aramak gibiydi
Adını saklamak..
Saklanmadan tutsak bedenlerin ardına
Adını haykırmak gökyüzüne
Acı duymadan sevmeyi
Öğrenmişliğin erdemiyle kuşanıp
Birlikte çokluğun coşkusuyla yürümek esen yele doğru
Ve fısıldamak rüzgarın söylediklerini
duymayan kulaklara
çığlık çığlığa
beni bana yaklaştırıyordu
öğrendim.
Öğrendim,
Kaybolmadan dolaşmayı
Karışmadan uyuşmayı
Sevişmeden sevmeyi
Almadan vermeyi
Konuşmadan dinlemeyi
Haykırmadan duyurmayı
Çağırmadan getirmeyi
Savaşmadan bölüşmeyi
Düşmeden kaldırmayı…
En sonunda farkettim
Bana giden yolda ışığın parladığını
Ve beni neden bunca çok sevdiğimi
Öğrendim…
28 Kasım 2009
KATHMANDU, NEPAL
Kaybolan ruhlar diyarında
Güneş ışığını aramak gibiydi
Adını saklamak..
Saklanmadan tutsak bedenlerin ardına
Adını haykırmak gökyüzüne
Acı duymadan sevmeyi
Öğrenmişliğin erdemiyle kuşanıp
Birlikte çokluğun coşkusuyla yürümek esen yele doğru
Ve fısıldamak rüzgarın söylediklerini
duymayan kulaklara
çığlık çığlığa
beni bana yaklaştırıyordu
öğrendim.
Öğrendim,
Kaybolmadan dolaşmayı
Karışmadan uyuşmayı
Sevişmeden sevmeyi
Almadan vermeyi
Konuşmadan dinlemeyi
Haykırmadan duyurmayı
Çağırmadan getirmeyi
Savaşmadan bölüşmeyi
Düşmeden kaldırmayı…
En sonunda farkettim
Bana giden yolda ışığın parladığını
Ve beni neden bunca çok sevdiğimi
Öğrendim…
28 Kasım 2009
KATHMANDU, NEPAL
VİPASSANA MEDİTASYONU
10 Günlük VİPASSANA MEDİTASYONU
ardından
Hikaye aslında 2 mayıs 1977 tarihinde İzmir doğum hastanesinde başladı. Öyle eskiye gidip de lafı uzatmayacağım ama seçimlerimle bu tarihi, bu coğrafyayı, bu aileyi seçmemle başladı benim hikayem diyerek ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.
Anlamsız olmayan tesadüfler zinciriyle, hayat her gün kendi mucizelerini gerçekleştiriyor ve bizi biraz daha büyütüp olgunlaştırıyor. Bunun adı her dilde, her dinde, her öğretide değişse de anlamı değişmiyor, aslolan evrensel doğa yasası, yani “KARMA”, yani DHAMMA…
Nedir karma , bize ne söylüyor? Karma bize “ne ekersen onu biçersin” diyor. İyilik, sevgi ve şefkat ekersen çoğalarak sana geri döner, öfke, düşmanlık ve acı ekersen yine çoğalarak sana geri döner.
Son bir yıla kadar olan inancıma ve bilgime göre Karma yasasının yalnızca yaşadığımız hayatı kapsadığını düşünüyordum. Fakat psikolojiyi, astrolojiyi, kimi doğu felsefelerini inceleyip öğrendikçe fark ettim ki, karma aslında tüm yaşamlarımız boyunca işliyor ve enkarne olarak kendini devam ettiriyor. Bu nedenledir ki bazılarımız aydınlıklar, bazılarımız karanlıklar, bazılarımız zorluklar, bazılarımız kolaylıklar içine doğuyoruz. Kimi zaman zayıflıklar ve zaaflar, kimi zaman yüksek erdemlerle doğuyoruz. Özünde tüm bunların bileşkesi olan kutsal ve biricik hayatımızın amacı huzura ve mutluluğa ulaşmak. Bunun için ödevlerimizi yerine getirmek, derslerimizi tamamlamak, karmamızın borçlarını ödemek ya da kimi zaman meyvalarını toplamak gerekiyor.
Hayatımızda bu günümüzü yaşarken sahip olduğumuz kişilikler ve davranış modelleri bilinçaltı tepkilerimiz tarafından belirleniyor. Bilinçaltı içimizdeki küskün ve yenilgileri biriktiren küçük bir çocuk gibidir. Daha hatırlayamayacağımız kadar küçük bir çocukken yaşanan haya kırıklıklarının izdüşümü bilinçaltımıza işlenir. Oluşan tüm bu sınırlar, acılar, izlenimler tüm hayatımızı şekillendirir.
VİPASSANA meditasyonu sırasında öğrendiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim, bilinçaltımızın sadece çocuklukta yaşananların birikiminden ibaret olmayıp, daha önceki yaşamlarımızın da izlerini taşıdığıdır.
Bilinçaltımıza müdahale etmedikçe ve oradaki yanlış ve mutsuzluk yaratan arzuları, saplantıları değiştirmedikçe huzurlu ve mutlu bir yaşam hedefine ulaşmak çok zor. Bilinçaltı alanına müdahale etmek ve sorunları bilinçaltı düzeyinde çözmek için zorlu ve uzun emekler gerektiren bazı yöntemler mevcut, psikanaliz bunlardan birtanesi bir diğeri de VİPASSANA MEDİTASYONU.
Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Bu teknik, 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Gotama Buddha tarafından yeniden keşfedilmiş ve evrensel hastalıklara evrensel bir çare, yani bir “yaşama sanatı” olarak öğretilmeye başlanmıştır. Yıllar boyunca öğretmenden öğrenciye aktarılarak günümüze kadar ulaştırılan bu tekniğin son eğitmeni S.N. Goenka dır. S.N Goenka Burma da aldığı 14 yıllık eğitimin ardından hindistana gelerek 1969 yılından itibaren Vipassana tekniğini öğretmeye başlamıştır.Yıllar içerisinde tüm dünyadan katılımcılarla dünyanın farklı bir çok şehrinde Vipassana merkezleri kurulmuş ve gönüllü ağıyla teknik öğretilmeye devam etmektedir.
Dünyada oldukça sistemli organize olmuş olan resmi Vipassana merkezleri var. Türkiyede tamamen gönüllülük ilkesiyle, gönüllülerin ve daha önce eğitime katılanların bireysel çabasıyla yeni öğrencilere ulaştırılabilen bir eğitim deneyimi.
Buraya gelirken de düşündüğüm gibi, burada bize sorunlarımızı nasıl çözeceğimizi, nasıl çalışmamız gerektiğini öğretiyorlar. Öğretilen bu sistemi kullanmak ve faydalarını hayatımızda deneyimlemek ise sadece bizim elimizde…
Vipassana tekniği, anlatılabilecek, özetlenebilecek nitelikte değil, 10 gün süren eğitime katılıp tecrübe edilmesi ve yaşanması gerekiyor. Oldukça zor geçen bir 10 gün sözkonusu.
Her sabah saat 04:00 da başlayıp, akşam 21:30 da sona eren 10 gün boyunca “ASİL SESSİZLİK” yemini ettiğiniz ve kimseyle konuşmadan geçen, öğlen 12 den sonra yemek yemediğiniz ve tüm günü meditasyonla geçirdiğiniz disiplinli ve zorlu bir süreç.
Ama 10 gün sonunda anlıyorum ki, tüm bu kuralların bir anlamı ve kesinlikle gerekliliği var. Hiçbir tanesi eziyet ya da katı disiplinle bizleri hizaya getirmek için değil, öğretilen sistemin en iyi şekilde anlaşılması ve uygulanması için gerekli olan kurallar.
Vipassana tekniği 2 temel yaşam prensibinden bahsediyor. Bilinçaltımızda ya da bilincimizde, duygularımızda ya da algımızda, yaşamımızda ya da bedenimizde her ne ile karşılaşırsak karşılaşalım 2 şeyi önemsemeliyiz:
1. FARKINDALIK
2. DENGELİLİK
Farkındalığı ve dengeliliği bize öğretilen tekniği uyguladıkça geliştiriyoruz.
Dengelilik, yani hiçbir şeye karşı aşırı öfke(itme, nefret) ve aşırı arzu ( istek, çekme) duymamak prensibine dayanıyor. Bunu başarabilmek için en önemli öğreti ANİÇYA, yani değişebilirlik ilkesi. Herşey ortaya çıkar ve yokolup gider, ortaya çıkar ve yokolup gider...
Bunun farkına vardığımızda ve bunu deneyimlediğimizde, tepki geliştirmemek için zihnimizi eğitmeli, mükemmel DENGELİLİK halini korumayı öğrenmeliyiz. Dengelilik “saflık” demektir.
- Şiddetli Arzu
- Şiddetli Nefret
Ancak bu ikisinden de kurtulduğumuzda seni sankara üretmez ve eski sankaralarımızdan kurtulabiliriz. Budha kendinden önceki tüm öğreilerden farklı olarak 6 algı kapısına karşılık gelen 6 duyum olduğunu keşfetti. Zihin ve nesne arasında (şiddetli arzu/şiddeti öfke) bir araç vardır. Bu ikisi arasında duran ve işlev gören DUYULARIMIZ dır. Duyumlarımızı izleyerek (farkındalık/ nefes) ve dengeyle kalarak (zihnin efendisi olarak/aniçya) sankara üretmez, acı çekmeyiz. Eski sankaralarımızı çıkarıp onlardan kurtulabilmek için bedenimizdeki duyumları saf bilinçle (sama samadhi) izleyerek ve ortaya çıktıklarında arzu ya da nefret beslemedenmükemmel dengeliliği koruyarak(aniçya) onlardan kurtulabiliriz. Ortaya çıkan duyumlarımıza tepki verdiğimizde –arzu ya da nefret- yeni sankara üretmekten başka bir şey yapmayız, o nedenle mükemmel dengeliliği korumalıyız.
Bilinçaltındaki ve hayatımızdaki olgularla ve sorunlarla nasıl başaçıkacağımızı öğrenip, huzura kavuşmak vipassana meditasyonu ile mümkün. Böylece sevgiyi ve huzuru hissedebilmek, paylaşabilmek ve çoğaltabilmek de mümkün..,
Vipassana iyi yaşama sanatını öğretiyor, iyi ölebilmeyi de.. iyi ölebilmek için iyi yaşamayı bilmek, tatminkar bir hayat yaşamak gerekiyor. Böyle bir tatmine ancak, “BAĞLANMADAN SEVEREK” , karşılık beklemeden “İÇTEN BİR ÇABAYLA ÇALIŞARAK” ulaşabiliriz. Beklentisizce sevmeyi ve vermeyi, paylaşmayı öğrenmedikçe mutluluğa ulaşabilmemiz mümkün değil. İyi yaşayabilme sanatı, “ANI YAŞAMAK” demek. Anı yaşayabilmek için dünün tutsaklığından ve yarının kaygısından kurtulabilmek gerekiyor. Bu özgürlüğe ancak kendimizi bilerek, affederek, şefkatle sevmeyi öğrenerek ve şimdide kalarak farkındalıkla ve dengelilikle ulaşabiliriz.
Anı yaşadığımızda coşkuyu, çocuksu saf neşeyi ve şefkatli sevginin verdiği huzuru hissedebiliriz.
Sakin ve dengeli bir zihinle
Tetikte bir zihinle başlayın
SABIRLA VE ISRARLA ÇALIŞIN.
Hepimiz için
ÖZGÜRLÜK VE HUZUR
SEVGİ VE HOŞGÖRÜ
UYUM VE BARIŞ
Diliyorum.
ardından
Hikaye aslında 2 mayıs 1977 tarihinde İzmir doğum hastanesinde başladı. Öyle eskiye gidip de lafı uzatmayacağım ama seçimlerimle bu tarihi, bu coğrafyayı, bu aileyi seçmemle başladı benim hikayem diyerek ne demek istediğimi anlatmaya çalışacağım.
Anlamsız olmayan tesadüfler zinciriyle, hayat her gün kendi mucizelerini gerçekleştiriyor ve bizi biraz daha büyütüp olgunlaştırıyor. Bunun adı her dilde, her dinde, her öğretide değişse de anlamı değişmiyor, aslolan evrensel doğa yasası, yani “KARMA”, yani DHAMMA…
Nedir karma , bize ne söylüyor? Karma bize “ne ekersen onu biçersin” diyor. İyilik, sevgi ve şefkat ekersen çoğalarak sana geri döner, öfke, düşmanlık ve acı ekersen yine çoğalarak sana geri döner.
Son bir yıla kadar olan inancıma ve bilgime göre Karma yasasının yalnızca yaşadığımız hayatı kapsadığını düşünüyordum. Fakat psikolojiyi, astrolojiyi, kimi doğu felsefelerini inceleyip öğrendikçe fark ettim ki, karma aslında tüm yaşamlarımız boyunca işliyor ve enkarne olarak kendini devam ettiriyor. Bu nedenledir ki bazılarımız aydınlıklar, bazılarımız karanlıklar, bazılarımız zorluklar, bazılarımız kolaylıklar içine doğuyoruz. Kimi zaman zayıflıklar ve zaaflar, kimi zaman yüksek erdemlerle doğuyoruz. Özünde tüm bunların bileşkesi olan kutsal ve biricik hayatımızın amacı huzura ve mutluluğa ulaşmak. Bunun için ödevlerimizi yerine getirmek, derslerimizi tamamlamak, karmamızın borçlarını ödemek ya da kimi zaman meyvalarını toplamak gerekiyor.
Hayatımızda bu günümüzü yaşarken sahip olduğumuz kişilikler ve davranış modelleri bilinçaltı tepkilerimiz tarafından belirleniyor. Bilinçaltı içimizdeki küskün ve yenilgileri biriktiren küçük bir çocuk gibidir. Daha hatırlayamayacağımız kadar küçük bir çocukken yaşanan haya kırıklıklarının izdüşümü bilinçaltımıza işlenir. Oluşan tüm bu sınırlar, acılar, izlenimler tüm hayatımızı şekillendirir.
VİPASSANA meditasyonu sırasında öğrendiğim ve sizlerle paylaşmak istediğim, bilinçaltımızın sadece çocuklukta yaşananların birikiminden ibaret olmayıp, daha önceki yaşamlarımızın da izlerini taşıdığıdır.
Bilinçaltımıza müdahale etmedikçe ve oradaki yanlış ve mutsuzluk yaratan arzuları, saplantıları değiştirmedikçe huzurlu ve mutlu bir yaşam hedefine ulaşmak çok zor. Bilinçaltı alanına müdahale etmek ve sorunları bilinçaltı düzeyinde çözmek için zorlu ve uzun emekler gerektiren bazı yöntemler mevcut, psikanaliz bunlardan birtanesi bir diğeri de VİPASSANA MEDİTASYONU.
Olanı olduğu gibi görmek anlamına gelen Vipassana, Hindistan’ın en eski meditasyon tekniklerinden biridir. Bu teknik, 2500 yıldan daha uzun bir süre önce Gotama Buddha tarafından yeniden keşfedilmiş ve evrensel hastalıklara evrensel bir çare, yani bir “yaşama sanatı” olarak öğretilmeye başlanmıştır. Yıllar boyunca öğretmenden öğrenciye aktarılarak günümüze kadar ulaştırılan bu tekniğin son eğitmeni S.N. Goenka dır. S.N Goenka Burma da aldığı 14 yıllık eğitimin ardından hindistana gelerek 1969 yılından itibaren Vipassana tekniğini öğretmeye başlamıştır.Yıllar içerisinde tüm dünyadan katılımcılarla dünyanın farklı bir çok şehrinde Vipassana merkezleri kurulmuş ve gönüllü ağıyla teknik öğretilmeye devam etmektedir.
Dünyada oldukça sistemli organize olmuş olan resmi Vipassana merkezleri var. Türkiyede tamamen gönüllülük ilkesiyle, gönüllülerin ve daha önce eğitime katılanların bireysel çabasıyla yeni öğrencilere ulaştırılabilen bir eğitim deneyimi.
Buraya gelirken de düşündüğüm gibi, burada bize sorunlarımızı nasıl çözeceğimizi, nasıl çalışmamız gerektiğini öğretiyorlar. Öğretilen bu sistemi kullanmak ve faydalarını hayatımızda deneyimlemek ise sadece bizim elimizde…
Vipassana tekniği, anlatılabilecek, özetlenebilecek nitelikte değil, 10 gün süren eğitime katılıp tecrübe edilmesi ve yaşanması gerekiyor. Oldukça zor geçen bir 10 gün sözkonusu.
Her sabah saat 04:00 da başlayıp, akşam 21:30 da sona eren 10 gün boyunca “ASİL SESSİZLİK” yemini ettiğiniz ve kimseyle konuşmadan geçen, öğlen 12 den sonra yemek yemediğiniz ve tüm günü meditasyonla geçirdiğiniz disiplinli ve zorlu bir süreç.
Ama 10 gün sonunda anlıyorum ki, tüm bu kuralların bir anlamı ve kesinlikle gerekliliği var. Hiçbir tanesi eziyet ya da katı disiplinle bizleri hizaya getirmek için değil, öğretilen sistemin en iyi şekilde anlaşılması ve uygulanması için gerekli olan kurallar.
Vipassana tekniği 2 temel yaşam prensibinden bahsediyor. Bilinçaltımızda ya da bilincimizde, duygularımızda ya da algımızda, yaşamımızda ya da bedenimizde her ne ile karşılaşırsak karşılaşalım 2 şeyi önemsemeliyiz:
1. FARKINDALIK
2. DENGELİLİK
Farkındalığı ve dengeliliği bize öğretilen tekniği uyguladıkça geliştiriyoruz.
Dengelilik, yani hiçbir şeye karşı aşırı öfke(itme, nefret) ve aşırı arzu ( istek, çekme) duymamak prensibine dayanıyor. Bunu başarabilmek için en önemli öğreti ANİÇYA, yani değişebilirlik ilkesi. Herşey ortaya çıkar ve yokolup gider, ortaya çıkar ve yokolup gider...
Bunun farkına vardığımızda ve bunu deneyimlediğimizde, tepki geliştirmemek için zihnimizi eğitmeli, mükemmel DENGELİLİK halini korumayı öğrenmeliyiz. Dengelilik “saflık” demektir.
- Şiddetli Arzu
- Şiddetli Nefret
Ancak bu ikisinden de kurtulduğumuzda seni sankara üretmez ve eski sankaralarımızdan kurtulabiliriz. Budha kendinden önceki tüm öğreilerden farklı olarak 6 algı kapısına karşılık gelen 6 duyum olduğunu keşfetti. Zihin ve nesne arasında (şiddetli arzu/şiddeti öfke) bir araç vardır. Bu ikisi arasında duran ve işlev gören DUYULARIMIZ dır. Duyumlarımızı izleyerek (farkındalık/ nefes) ve dengeyle kalarak (zihnin efendisi olarak/aniçya) sankara üretmez, acı çekmeyiz. Eski sankaralarımızı çıkarıp onlardan kurtulabilmek için bedenimizdeki duyumları saf bilinçle (sama samadhi) izleyerek ve ortaya çıktıklarında arzu ya da nefret beslemedenmükemmel dengeliliği koruyarak(aniçya) onlardan kurtulabiliriz. Ortaya çıkan duyumlarımıza tepki verdiğimizde –arzu ya da nefret- yeni sankara üretmekten başka bir şey yapmayız, o nedenle mükemmel dengeliliği korumalıyız.
Bilinçaltındaki ve hayatımızdaki olgularla ve sorunlarla nasıl başaçıkacağımızı öğrenip, huzura kavuşmak vipassana meditasyonu ile mümkün. Böylece sevgiyi ve huzuru hissedebilmek, paylaşabilmek ve çoğaltabilmek de mümkün..,
Vipassana iyi yaşama sanatını öğretiyor, iyi ölebilmeyi de.. iyi ölebilmek için iyi yaşamayı bilmek, tatminkar bir hayat yaşamak gerekiyor. Böyle bir tatmine ancak, “BAĞLANMADAN SEVEREK” , karşılık beklemeden “İÇTEN BİR ÇABAYLA ÇALIŞARAK” ulaşabiliriz. Beklentisizce sevmeyi ve vermeyi, paylaşmayı öğrenmedikçe mutluluğa ulaşabilmemiz mümkün değil. İyi yaşayabilme sanatı, “ANI YAŞAMAK” demek. Anı yaşayabilmek için dünün tutsaklığından ve yarının kaygısından kurtulabilmek gerekiyor. Bu özgürlüğe ancak kendimizi bilerek, affederek, şefkatle sevmeyi öğrenerek ve şimdide kalarak farkındalıkla ve dengelilikle ulaşabiliriz.
Anı yaşadığımızda coşkuyu, çocuksu saf neşeyi ve şefkatli sevginin verdiği huzuru hissedebiliriz.
Sakin ve dengeli bir zihinle
Tetikte bir zihinle başlayın
SABIRLA VE ISRARLA ÇALIŞIN.
Hepimiz için
ÖZGÜRLÜK VE HUZUR
SEVGİ VE HOŞGÖRÜ
UYUM VE BARIŞ
Diliyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)